Çok ama çok uzun yıllar boyunca insanların yaptığı işlerin giderek daha çoğunu makinelerin devralmasıyla birlikte artık robotbilimde bir devrim yaşanıyor. Ve yaşam biçimimiz değişiyor.

Yazı: David Berreby
Fotoğraflar: Spencer Lowell

Çoğu insan gibi olasılıkla siz de hayatınızda hiç robot görmemişsinizdir. Ama göreceksiniz.

Ben gördüm. Geçtiğimiz Ocak ayı. Rüzgârlı ve güneşli bir gün. Colorado’nun Kansas sınırı yakınlarındaki bir çayırlıktayız. Robota 31 yaşındaki ince yapılı San Franciscolu Noah Ready–Campbell eşlik ediyor. Rüzgâr türbinleri üç kollu parlak devlerden oluşan sessiz bir ordu gibi düzensiz saflar hâlinde güneyde ufka doğru uzanıyor. Benim önümdeki çukur da işte onlardan birinin yeni temeli olacak.

Bir Caterpillar 336 kepçe; duvarı 34 derece açıyla yükselen ve üç metre derinlikteki zemini neredeyse kusursuz düzgünlükte olan tam 19 metre çapında bir çukur kazıyor. Çıkan toprağı işe engel olmayacak bir yere yığıyor; gerektiğinde yeni bir yığına başlayacak. 37 tonluk makinenin toprağa her dalışı, kazışı, yukarıya çıkışı, dönüşü ve toprağı bırakışı kararlı bir kontrol ve ince ayarlı bir yargı gerektiriyor. Kuzey Amerika’da deneyimli kepçe operatörlerinin yıllık kazancı 100 bin doları buluyor.

Ancak bu kepçenin koltuğu boş. Operatör, kabinin tepesinde duruyor. Elleri yok; yılan gibi kıvrılan üç siyah kablo onu doğrudan kepçenin kontrol sistemine bağlıyor. İşini özenle yapmak üzere GPS, kameralar ve nesnenin mekândaki yerini saptayan jiroskop benzeri sensörler kullandığı için gözleri ve kulakları da yok. San Franciscolu Built Robotics şirketinin kurucu ortaklarından Ready–Campbell engebeli toprakta sert adımlarla yürüyor, kepçeye tırmanıyor ve çatısındaki şık bagaj bölmesinin kapağını açıyor. İçinde şirketine ait bir ürün var. Eskiden insan gerektiren işi yapan 90 kiloluk bir cihaz bu.

“Yapay zekânın çalıştığı yer burası,” diyerek makineyi oluşturan  devre kartlarını, kabloları ve metal kutuları gösteriyor: Bulunduğu yeri bildiren sensörler, görüşü sağlayan kameralar, emirlerini kepçeye gönderen kumandalar, insanların gözlemlemesine olanak veren iletişim cihazları ve AI (Artificial Intelligence) olarak bilinen yapay zekânın, normalde insan operatörün vereceği kararları veren işlemcisi.

“Kumanda sinyalleri, kabindeki kumanda kollarına ve pedallara karşılık gelen bilgisayarlardan geçiyor.” 

Günümüzde bu endüstriyel makinelerin milyonlarcası cıvata, kaynak, boya gibi tekrarlanan montaj hattı işlerini yapıyor. Geriye kalan insan işçilerin güvenliğini sağlamak için ayrı bölmede duran bu makineler, Teksas Üniversitesi’nden robotbilimci Andrea Thomaz’ın deyişiyle “suskun ve kaba” devler.

Ready–Campbell’ın cihazı öyle değil. Aslında bu yeni bir tip robot; insan olmaktan uzak ama buna rağmen zeki, becerikli ve mobil. Eskiden nadir görülen bu cihazlar –hayatlarında hiç robot görmemiş insanlarla “yaşamak” ve çalışmak üzere tasarlanıyorlar– istikrarlı bir şekilde gündelik hayata katılıyor. 

2020’de robotlar ABD’de, Walmart’ta, envanter çıkarıp yerleri temizlemeye başladı bile. Depolarda malları raflara diziyor ve postalanmak üzere alıp getiriyorlar. Marul kesimi yapıyor, elma ve hatta frambuaz topluyorlar. Otistik çocukların sosyalleşmesine, felç geçiren hastaların kol ve bacaklarını yeniden kullanabilmesine yardımcı oluyorlar. Sınırlarda devriye geziyor ve İsrail’in Harop dronu örneğinde olduğu gibi “düşman olduğuna karar verdikleri” hedeflere saldırıyorlar. Çiçek düzenliyor, dini törenler gerçekleştiriyor, stand–up komedyenlik yapıyor ve cinsel eş olarak hizmet veriyorlar.

Yeni teknolojiler, insanların işte karşılaştıkları sürekli değişimler ve düzensiz şekillerle robotların başa çıkmasını sağlıyor. RT Corporation tarafından geliştirilen katılımcı robot (kobot) Foodly, bir bento kutusuna tavuk parçaları yerleştirmek için gelişkin görüş yetisi, algoritmalar ve kavrayıcı bir el kullanıyor.

Tüm bunlar COVID–19 öncesindeydi. Ve insanların yerine robotları geçirme fikri –ki, anketlere göre dünya genelinde çoğunluğun hoşlanmadığı bir fikirdi bu– tıbbi açıdan artık mantıklı ve hatta zorunlu hâle geldi.

Robotlar artık İngiltere’nin Milton Keynes kentinde yiyecek dağıtıyor, Dallas’taki bir hastanede malzeme taşıyor, Çin ve Avrupa’da hastaların odalarını dezenfekte ediyor, Singapur’da parklarda dolaşarak yayalara sosyal mesafeyi koruma uyarısı yapıyor. 

Mayıs ayında konuştuğum Ready–Campbell, pandeminin, daha fazla sayıda kişinin “otomasyonun işyerinin parçası olacağını” anlamalarını sağladığını söylüyor. “Bunu tetikleyen şey beceri ve verimlilik, ancak şu anda bir katman daha var ki o da sağlık ve güvenlik.”

COVID krizinin etkisinden önce de teknolojik eğilimler hayatlarımızda yaygınlaşacak robotların yapımını hızlandırıyordu. Mekânik parçalar daha hafif, ucuz ve sağlam hâle geldi. Elektronik bilimi daha küçük entegreye daha fazla bilgi işlem gücü sığdırıyor. Önemli buluşlar mühendislere robot bedenlerine güçlü veri giriş aletleri koyma olanağı veriyor. Dijital iletişimin gelişmesi sayesinde, bazı robotların “beyinlerini” bir başka yerdeki bilgisayarda tutabiliyor ya da basit bir robotu yüzlerce başka robota bağlayarak, arı kovanında olduğu gibi kolektif zekâyı paylaşmalarını sağlıyorlar.

İnternet üzerinden görüşme platformu Skype’ın kurucu ortağı Ahti Heinla, geleceğin iş ortamının “verimliliği en üst düzeye çıkarmak amacıyla insanlar ile robotların birlikte çalıştığı bir ekosistem” olacağını söylüyor. Günümüzde de, kurucu ortağı ve teknolojiden sorumlu başkanı olduğu Starship Technologies’in altı tekerlekli otonom robotları Milton Keynes’de ve Avrupa ile ABD’nin diğer kentlerinde ortalıkta dolaşıyor.

Carnegie Mellon Üniversitesi’nden (Pittsburgh) robotbilimci Manuela Veloso, “Yanımızda her yere taşıdığımız makine zekâsına alıştık,” diyor. Akıllı telefonunu eline alıyor. “Şimdi de gövdesi olan ve kendi başına dolaşan zekâya alışmak zorundayız.”

Ofisinin hemen dışında, ekibinin “kobotları” –katılımcı robotlar– koridorlarda dolaşıyor, ziyaretçilere rehberlik ediyor ve evrak taşıyor. Tekerlekli teşhir tezgahları üzerine koyulmuş iPad’lere benziyorlar. Ancak etrafta kendi başlarına dolaşıyor ve hatta ihtiyaç duyduklarında asansöre biniyorlar. (Civardaki insanlardan asansör düğmesine basmalarını istemek için bipleyip ışık çakarak isteklerini kibarca sergiliyorlar.)

“Günlük hayatımızda makinelerin, yapay varlıkların olacağı kaçınılmaz bir gerçek,” diyor Veloso. “Evcil hayvanlar ile insanların yanı sıra üçüncü bir tür olarak etrafınızda robotları kabul etmeye başladığınızda onlarla iletişim kurmak istiyorsunuz.”

Objeleri kavramak ve hareket ettirmek insanlarla çalışan robotlar için çok önemli beceriler. İnsan eli robotunkinden daha hassas ve çevik ama makineler gelişiyor. İnsan elinin yumuşak dokunuşunu taklit etmek üzere sıkıştırılmış havayla şişirilmiş parmaklarını kullanan robot, Berlin Teknik Üniversitesi’nde bir elmayı eline alıyor.

Bu iletişimi sağlamanın bir yolunu bulacağız. “İnsanların bunun bilimkurgu olmadığını anlaması gerekiyor ve bu, önümüzdeki 20 yıl içinde olacak bir şey değil,” diyor Veloso. “Şimdiden başladı.”

Yeni çalışma arkadaşını seviyor Vidal Pérez. Salinas’ta (Kaliforniya) yer alan Taylor Farms’ın 34 yaşındaki çalışanı, yedi yıl boyunca marul kesmek için 18 santimlik bir bıçak kullanmış. Tekrar tekrar eğilerek marulları ya da göbek salataları kesiyor, kusurlu yaprakları kopardıktan sonra bir fıçıya atıyormuş. 

Ancak 2016’dan bu yana kesme işini bir robot yapıyor. Traktör benzeri sekiz buçuk metrelik bu hasat makinesi, sensörlerinin algıladığı marulları kesmek için kullandığı yüksek basınçlı su jetinden çıkan buhar bulutları içinde durmaksızın sıralar arasında dolaşıyor. Kesilerek toplanan marul, eğimli taşıyıcı kayış üzerine düşerek hasat makinesinin platformuna taşınıyor ve buradaki 20 kişilik ekip tarafından fıçılara ayrıştırılıyor. 

Pérez ile Haziran 2019’da bir sabah erken saatlerde, Taylor Farms’ın fastfood ve market müşterilerine gidecek marulların ekili olduğu dokuz hektarlık tarlada çalışırken verdiği mola sırasında tanışıyorum. Birkaç yüz metre ötede bir başka marul kesim ekibi bitkilerin üzerine eğilmiş çalışıyor, robot öncesi tarzda kesim yaparken bıçakları parıldıyor. 

“Böylesi daha iyi, oysa ki kesimi makine yerine bıçakla yaptığınızda çok daha fazla yoruluyorsunuz,” diyor Pérez. Robota çıkarak taşıma bandı üzerindeki fıçıların yerlerini değiştiriyor. Çalışanların tamamının yeni sistemden yana olmadığını söylüyor. “Bazı insanlar tanıdıkları, bildikleri şekliyle yaşamlarını sürdürmek istiyor. Bazıları ise tarlada sürekli hareket etmeye alışık oldukları için makinenin üzerinde durmaktan sıkılıyor.”

Taylor Farms, robotik tarıma yatırım yapan ilk büyük Kaliforniyalı tarım şirketi. Şirketin Kaliforniya müdürü Mark Borman, kamyonetiyle tarladan ayrıldığımız sırada, “Tarımda kuşak değişimi geçiriyoruz,” diye konuşuyor. Yaşlı işçiler işi bırakırken gençler bu yıpratıcı görevi devralmak istemiyor. Tüm dünyada yaşanan, sınır ötesi göçü kısıtlamaya yöneliş ve bunun COVID korkusuyla ivme kazanması da durumu olumsuz etkiliyor. Dünyanın her yerinde tarımın robotlaştığını söylüyor Borman. “Biz büyüyoruz, işgücümüz azalıyor, bu nedenle robotlar iki taraf için de iyi bir fırsat sunuyor.”

Geçtiğimiz yıl tarım, inşaat, imalat ve sağlık sektörlerindeki işverenlerden sık duyduğum bir ifade var: Robotları çalıştırıyoruz çünkü iş yapacak insan bulamıyoruz. 

Colorado’daki rüzgâr çiftliğinde, 2018’den bu yana Built’in robotlarını kiralayan Minneapolis merkezli inşaat şirketi Mortenson Company’nin yöneticileri sektörde kalifiye işçi sıkıntısı olduğunu söylüyor. Built robotları rüzgâr çiftliğinde 21 temel kazmış. 

Abundant Robotics tarafından geliştirilen hasat robotu, Grandview’daki (Washington) meyve bahçesinde ağaçlardan elmaları toplamak için vakum gücü kullanıyor. Robotlar, geçmişte insan elinin beceri ve hassasiyetini gerektiren tarımsal işleri, giderek daha iyi beceriyorlar. Bu durum insan işgücü sıkıntısı çeken çiftliklerin işine yarıyor.

“Operatörler, ah işte iş katilleri geliyor tarzı şeyler söylüyorlar,” diyor, Mortenson’ın inovasyon müdürü Derek Smith. “Ama robotların tekrarlanan işlerin çoğunu üzerlerine aldığını ve kendilerine yine de yapacak çok şey kaldığını görünce bu durum hızla değişiyor.”

Robot kepçe izlediğimiz kazma işini bitirince, buldozer kullanan bir kişi toprağı düzleme işini üstleniyor ve rampalar oluşturuyor. “Bu işte 229 temel var ve hepsi esasen aynı özelliklerde,” diyor Smith. “Tekrarlanan işleri üzerlerinden almak istiyoruz. O zaman operatörlerimiz daha fazla özen gerektiren işlere yoğunlaşıyorlar.”

Robot yapımcıları ve kullanıcıları, pandeminin yol açtığı iş kayıplarının bu bakış açısını değiştirmediğini söylüyor. Sarcos Robotics’in yönetim kurulu başkanı ve CEO’su Ben Wolff,  “Çok yüksek işsizlik oranları yaşandığı durumlarda dahi, son derece uzmanlık gerektiren işleri anında dolduramazsınız, çünkü eğitimini almış kişiler yok,” diye konuşuyor. 

Utah merkezli şirket, işçilerin hareketlerine makinenin gücü ve hassasiyetini veren dış iskelet (eksoskeleton) adlı giyilir robotlar üretiyor. Delta Air Lines, pandeminin uçuşların önemli ölçüde azalmasına yol açtığı sırada uçak teknisyenleriyle Sarcos cihazını test etmeye başlamıştı. Geçtiğimiz baharda Wolff’la bağlantıya geçtiğimde keyfi yerindeydi. “Kısa vadeli bir yavaşlama var ama uzun vadede daha fazla iş bekliyoruz,” diyor.

Pandeminin başlamasından bu yana Sarcos konusunda bilgi almak isteyen şirketlerin sayısında artış olduğunu söylüyor Wolff ve bunlardan bazıları –örneğin büyük bir elektronik firması, bir ilaç şirketi, bir et işleme tesisi– hiç beklemediği şirketler olmuş. Elektronik şirketi ve ilaç yapımcısı ağır malzemeleri daha az kişiyle taşımak istiyormuş. Et işleme şirketi ise yakın çalışan işçilerinin çalışma mesafelerini artırmayı hedefliyormuş.

Artık insan temasından korkan bir dünyada çocuklara ve yaşlılara bakmayı gerektiren işlere çalışan bulmak kolay olmayacak. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde bilgisayar ve robotbilimci Maja Matarić, “sosyal destek robotları” geliştiriyor. Bu makineler bedensel işten ziyade sosyal hizmet veriyor. Örneğin laboratuvarındaki projelerden biri, yaşlı bir kullanıcıya egzersiz rutininde yol gösteren sonra da onu dışarıya çıkıp yürümeye teşvik eden bir robot antrenör.

“Karşısındakine ‘ben dışarı çıkamıyorum ama sen neden bir yürüyüş yapıp nasıl geçtiğini bana anlatmıyorsun?’ diyor” diye açıklıyor Matarić. Beyaz plastik kafası, gövdesi ve kolları olan robot, tekerlekli metal bir ayaklığın üzerinde duruyor. Ancak sensörleri ve yazılımı insan antrenörlerin yaptıklarının aynısını yapmasına olanak veriyor. Örneğin, egzersiz sırasında “Sol kolunu biraz içeri kır” ya da sonrasında “Bravo!” diyor.

Matarić’e insanların dedelerine bakan bir makine düşüncesinden çekinceye kapılıp kapılmadıklarını soruyorum.

“Bakıcıların yerine geçirmiyoruz bunları,” diyor. “Bir boşluğu dolduruyoruz. Yetişkin çocuklar yaşlı anne babalarının yanında olamıyor. Bu ülkede başkalarına bakan kişilere yeterli ücret ödenmiyor ve değer verilmiyor. Bu durum değişene kadar robot kullanmamız gerekecek.”

Merdiven tırmanabilen, moloz üzerinde dikkatle yürüyen ya da sıkışık yerlerden sürünerek geçen robot ANYmal, İsviçre’nin Zürih kentindeki yapımcısı ANYbotics’in ofisi yakınlarında sokakta yürüyor. Tekerlekli robotların aksine ANYmal gibi bacaklı cihazlar insanların gidebileceği yerlerin yanı sıra, radyoaktif ya da kimyasal atıklarla kirlenmiş alanlar gibi onların gidemeyeceği yerlere de erişebiliyor.

Ataric’in laboratuvarını ziyaretimden birkaç gün sonra üniversitenin 30 kilometre güneyindeki bambaşka bir dünyada yüzlerce rıhtım işçisi robotlara karşı yürüyüş yapıyor. Olayın yaşandığı yer, depolar, rıhtımlar ve gösterişsiz sokaklardan oluşan manzaranın üzerinde konteyner vinçlerinin yükseldiği Los Angeles’ın San Pedro kesimi. Yerleşimin birbirine bağlı sakinleri, kuşaklar boyunca rıhtımlarda yükleme boşaltma işinde çalışmış. Şimdiki kuşak, limanın en büyük terminaline robot kargo taşıyıcıları getirilmesi planından hoşlanmamış; oysa ki Los Angeles’ın diğer bölgeleri de dahil olmak üzere, dünyanın tüm limanlarında bu tür makineler kullanılıyor.  

Los Angeles Belediye Konseyi’nde San Pedro’yu temsil eden Joe Buscaino, rıhtım işçilerinin dünyadaki değişimin durmasını beklemediklerini söylüyor. Balıkçılık, konservecilik ve gemi yapımcılığının patlama yapıp ardından çökmesiyle San Pedro daha önce de ekonomik ayaklanmalara sahne olmuş. Buscaino, robotlardaki sorunun işverenlerin bunları çalışanların yaşamlarına sokma hızı olduğunun altını çiziyor. 

 “Yıllar önce balıkçılığın sona ermek üzere olduğunu gören babam bir fırında iş bulmuştu,” diyor. “Geçiş yapma şansı vardı. Ama otomasyonun bir gecede işi elimizden alma marifeti var.”

Robotların gelecekte işleri ne derecede ve ne kadar çabuk etkileyeceği konusunda ekonomistler büyük anlaşmazlık içindeler. Ancak çoğu uzmanın hemfikir olduğu bir şey var: Bazı çalışanlar robotları kabullenmekte çok daha büyük zorluklar yaşayacak. 

“Robotları benimseyen endüstrilerde çok, çok daha az sayıda mavi yakalı üretim ve montaj işi olduğuna dair kanıtlar oldukça net,” diyor robotların ve diğer otomatların etkilerini inceleyen MIT ekonomistlerinden Daron Acemoğlu. “Bu durum gelecekteki teknolojinin iş yaratmayacağı anlamına gelmiyor. Ancak otomasyon teknolojilerini her yerde benimseyeceğiz ve aynı zamanda bir sürü iş yaratacağız nosyonu da kesinlikle yanıltıcı ve gerçeklikten uzak bir fantezi.”

Yatırımcılar, araştırmacılar ve start–up firmaları girişimcilerinin tüm iyimserliğine rağmen, Buscaino gibi birçok kişi robot dolu bir gelecekten endişe ediyor. Robotların sadece işin sıkıcı kısmını değil, tamamını ya da en azından daha zor, değerli –ve iyi para getiren– bölümlerini de ele geçireceğinden korkuyorlar. (Bu son süreç yeterince yaygın olduğundan ekonomistler ona bir de isim vermişler: “vasıfsızlaştırma.”) İnsanlar robotların işi daha stresli ve hatta belki daha tehlikeli hâle getirececek olmasından da korkuyor.

Depo endüstrisi üzerine bir araştırma yapan Illinois Üniversitesi’den (Şikago) kent planlamacısı ve ekonomist Beth Gutelius, robot kullanmaya başlayan bir depoya yaptığı ziyareti anlatıyor. Robotlar paketlenecek malları hızla insanlara getiriyor ve çalışanların malları almak için sürekli gidip gelmesinin önüne geçiyormuş. Öte yandan çalışanlara acele ettirildikleri duygusu veriyor ve birbirleriyle konuşma şanslarını ortadan kaldırıyormuş.

Yazının devamını National Geographic Türkiye’nin Eylül sayısında okuyabilirsiniz.