Ruhsal ve Bedensel Arınma

BENZER MAKALELER

Roma’dan Günümüze Göbektaşı Muhabbetleri, Ruhsal ve Bedensel Arınma

Bugün kendimi şımartmaya karar verdim. En yakın arkadaşımla birlikte, gösterişli bir sultan hamamının ılıklığındayız. Üzerimizde peştamaller, ayaklarımızda takunyalar, elimizde sabunlar, keseler, taraklar… Birazdan kapı açılacak, su, buhar ve köpükten oluşan buğulu dünyanın içinde kaybolacağız. Bedenimizle birlikte ruhumuzu da, bütün kirlerden arındırmayı vaat eden hamamın halvetlerinde sultanlara yaraşır, şifa, keyif ve muhabbet dolu bir gün geçireceğiz. Ağır ahşap kapının açılmasıyla bedenimizi yoğun bir sıcaklık kaplıyor… Göbektaşına sere serpe uzanmış kadınlar; kimi keseleniyor, kimi köpüklere bulanmış masaj yaptırıyor. Bir tas dolusu sıcak suyu başımdan aşağı döküyorum. Bir tas, bir tas daha… Bu loş kubbenin altında kendimi ana rahminde gibi hissediyorum. Sıcak, korunaklı, bütün kaygılardan uzak…

Bu hislerimde hamam sefasına düşkün annemin rolü olmalı. Elimden tutup beni ilk kez hamama götürdüğünde, henüz ilkokula bile başlamamıştım. Soğuk bir kış günüydü ve bütün mahalle toplaşıp çoluk çocuk hamam yoluna düşmüştük. Çantalarımız temiz çamaşırlar, keseler, beyaz sabunlar ve havlularla doluydu. Soyunup hamama girdiğimizde yaşadığım şaşkınlığı hâlâ hatırlıyorum. Süslü kurnaları, mermer sütunları, dev göbektaşıyla, o güne kadar gördüğüm en ilginç yerdi. Üstelik annem dahil, ilk defa kadınları bu kadar çıplak görüyordum. Çevremdeki kadınların rahatlığından olsa gerek, şaşkınlığım uzun sürmedi ve kendimi hamamın büyüsüne kaptırıverdim.

Herkes bir kurnanın başına geçti, önce tas tas su dökündüler, sonra gülüş cümbüş bir muhabbete daldılar. Kimi göbektaşına uzandı, kimi saçlarına kına yaktı, kimi rastık çekti gözlerine. Bense göbektaşına uzandım, çevremdeki mırıltılı konuşmaları ve musluklardan akan suyun sesini dinlemeye başladım. Sonra gazozlar içildi, bir kadın şarkılar söyledi, hamamcı kadın kocaman bir tabak soyulmuş meyve ikram etti. Hamamdan çıktığımızda hepimiz mis gibi sabun kokuyorduk.

O gün, kadın olmanın en iyi yanlarından birinin, uzun hamam sefaları yapmak olduğunu anladım. Kadınların kat kat elbiseler altına gizlediği bedenlerini, ne kadar şişman, zayıf ya da biçimsiz olsa da aslında ne çok sevdiklerini ve değerli bir mücevher gibi temizleyip parlattıklarını gördüm.

Büyüdükçe annemle rolleri değiştik. Artık ben onu hamama götürüyorum. İki günlük iş gezilerinde bile, gittiğim kentin hamamını keşfetmek benim için tatlı bir kaçamaktan öte, geleneğe dönüştü. Bu arada öğrendim ki, bir şehrin günlük hayatını gerçek boyutuyla öğrenmenin en kestirme yolu hamamdan geçiyor. Nasıl olsa orada bir kadınla tanışıyorsunuz ve o size şehirle ilgili efsaneleri, dedikoduları, âdetleri, yemek tariflerini, kadınların sırlarını, erkeklerin haylazlıklarını, yalansız dolansız anlatıyor. Şehirdeki en iyi antikacı kimdir, en ucuz halılar hangi dükkânda satılır, en temiz ve ucuz pansiyon nerede, hepsini hamamda tanıştığınız kadınlardan öğrenebilirsiniz. Mardin’de bayrama iki gün kala yapılan gece hamamına gitmeseydim, oradaki çokkültürlülüğün ne demek olduğunu, belki tam olarak anlayamayacaktım. Arap güzelleri, Kürt gelinleri, Süryani teyzeler, altın bilezikli ağa eşleri, yoksul köylüler, süslü genç kızlar… Herkes en çıplak haliyle biraradaydı. Neşe içinde zılgıt çekip; dolma yiyor, birbirlerine baklava, çay ikram ediyorlardı. Delikanlı anneleri ise hamamda kız bakıyordu. Büyük kentlerde uzun süre küçümsenen hamam kültürü son yıllarda yeniden hareketlenmeye başladı. Pek çok Anadolu şehrindeyse kafe ve barlara gidemeyen kadınların birarada eğlenip, sosyalleştikleri özel yerler olmaya devam ediyor. Tıpkı geçmişteki gibi…

Osmanlı’da kadınların tek başına sokağa çıkmaları hoş karşılanmadığı için, yanlarında erkek olmadan sadece hamama gidebilirlerdi. Sanırım her şey böyle başlamış olmalı: “Madem başka bir seçenek yok, öyleyse kendi dünyanı yarat!”

Kapalı kapılar, kafesli pencereler, ipek peçeler ardında yaşamaya mecbur bırakılan kadınlar kendilerine dantel gibi işledikleri, çok renkli, zengin ve eğlenceli bir dünya yarattılar. Kendine özgü sırları barındıran bu efsane yüzyıllardır dilden dile anlatılıyor, ressamlar, edebiyatçılar, sinemacılar onlardan ilham almaya devam ediyor.

Geçmişten günümüze ulaşan anı ve öyküler kadınların belirli aralıklarla, birlikte hamam sefası yapmaya gittiklerini anlatıyor. Üstelik bu öyle sıradan bir ziyaret değil. Öncesinde ciddi bir hazırlık yapılıyor ve bu hazırlıkta halayıklara (kadının her şeyinden sorumlu köle kızlar) çok iş düşüyor; çiçek motifleriyle bezenmiş hamam bohçası gözden geçiriliyor, işli havlular, peştamaller, gümüş pullu, sedef işli nalınlar, kildanlar, sabunluklar, keten keseler, lavanta kokulu sabunlar, şifa tasları, fildişi taraklar, gümüş saplı aynalar ve halis gül yağlarıyla dolduruluyor. Kuşüzümlü yaprak sarmaları, şerbetler, börekler, köfteler ve meyveler alınıyor. Hep aynı hamama gidildiği için, konağın kâhyası hamama önceden haber verip, camekânda soyunma odası, sıcaklıkta da halvet ayırtıyor. Hatırlı müşterisinin gönlünü hoş etmek isteyen hamamcı kadın da soyunma yerlerini ve halveti hazır tutuyor.

Harem ve Türk hamamı konularında araştırmaları bulunan Prof.Dr. Nurhan Atasoy, Osmanlı dönemi kadınları için hamam âdetlerini uygulama biçimlerinin sosyal statü sembolü olduğunu söylüyor: “O dönemde hamamlar, aynı zamanda kadınların kendi konum ve itibarını gösterdiği yerlermiş. Bu nedenle herkes bütçesine göre cömert davranır ve hamamda para harcamaktan çekinmezmiş. Paşa kızlarını ve kocası varlıklı kadınları yıkayan halayıklar ya da hamamcı kadınlar, karşılığında bol bahşiş alırmış”.

Günümüzdeyse düzenli olarak hamama giden kadınların amacı, bir yandan temizlenirken, diğer yandan da günlük koşturmadan biraz uzaklaşmak, tabir yerindeyse “mola vermek”! Ama bu öyle öğle arası kısa molalardan değil! Çemberlitaş Hamamı’nın Kadınlar Bölümü Sorumlu Müdürü Elçin Çelik, “Hamam keyfinin sırası, kuralları, âdetleri var” diyor. “Öyle hemen sabunlanıp, üç tas su döküp çıkmak yakışık almaz. Hem zaten aceleniz bile olsa Türk hamamı sizi iki saatten önce bırakmaz. Önce halveti ve kurna başını seçmeli, oturacağınız yeri, âdet üzerine sular dökerek temizlemeli ve sıcak-soğuk musluklarını ayarlamalısınız. Kurnanın dolmasına yakın, suları başınızdan dökmeye başlayabilirsiniz. Aman, sakın hemen saçınızı şampuanlamaya kalkışmayın. Vücudunuza sabun değerse, keselenmek zorlaşır! Bu yüzden hamamda hemen yıkanmaya geçilmez. Önce ıslanmak, ısınmak ve ardından göbektaşına uzanıp, altta yanan külhanın sıcaklığını vücudun her hücresinde hissetmek ve adamakıllı ter atmak gerekiyor.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ekim 2011 sayısında okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikTaze Beyinler
Sonraki İçerikKöpekbalıklarıyla Kardeş Payı

Popüler Makaleler

Sumatra Gergedanını Kurtaracak Kimse Yok mu?

Malezya’da sayıları çok azalan gergedanlar gözümüzün önünde yok oluyor. 2008 yılında, bir gergedan, Malezya’nın Borneo adasının Sabah eyaletindeki palm yağı plantasyonunda geziniyordu. Kapana...

Eylül 2016

Karanlıktan Aydınlığa Kayıp Mayalar Sıcak Dalgası Yeniden Moda National Geographic...

Bıçak Sırtı Yaşam

Rusya’nın en kuzeyinde, Kuzey Kutbu topraklarında yaşayan yerli rengeyiği çobanları Nenetsler, her yıl yaptıkları uzun göç sırasında modern dünyanın getirdiği iki engelle karşı karşıya:...