Son Köle Gemisi

BENZER MAKALELER

Bu, o gemide köleliğe taşınan 108 kişinin ve onların torunlarının öyküsü.

Yazı: Joel K. Bourne, Jr., Sylviane Diouf ve Chelsea Brasted
Fotoğraflar: Elias Williams
Çizimler: Sedrick Huckaby

Sualtı arkeologlarından oluşan bir ekip geçtiğimiz Mayıs ayında, zincire vurulmuş Afrikalıların İngiliz kolonisi Virginia’ya ilk kez ayak basmasından tam 400 yıl sonra, ABD kıyılarına ulaşan son köle gemisi olarak bilinen Clotilda’nın kömürleşmiş hâldeki batığının Mobile (Alabama) yakınlarında keşfedildiğini duyurdu. Zengin bir toprak sahibi, 1860 yılında, yüzü aşkın Afrikalı esiri Alabama’ya kaçak olarak getirmek üzere kaptanıyla birlikte bir gulet kiralamıştı. ABD’nin köle ticaretini yasaklamasından 52 yıl sonrasıydı ve bu, yakalandığınızda sizi ipe götürebilecek bir görevdi. Yine de menfur görev yerine getirildi. Ardından, kanıtların yok edilmesi amacıyla gemi ateşe verildi. Bu tutsaklar da, 1600’lerin başından 1860’a kadar Kuzey Amerika’ya köle olarak getirilen 307 bin civarında Afrikalı arasındaydı. Bir farkla: Onlar, sayıları yüz binlerle ifade edilen bu Afrikalıların en sonuncularıydı. Ki bu da Clotilda’yı, “Amerika’nın ilk günâhı” olarak adlandırılan söz konusu uygulamanın yüz kızartıcı son ayağı kılmıştı. 1865’te ABD Başkanı Abraham Lincoln, ülkeyi parçalayan İç Savaş’ın bu günâh nedeniyle “Yüce Tanrının verdiği bir ceza” olduğunu ilan etti. Savaşın sona ermesi ve köleliğin kaldırılmasının ardından, Clotilda’nın topraklarından söküp aldığı Afrikalılar da özgür Amerikalılar olarak ülkede kök saldı. Ancak onlar Afrikalı kimliklerini hiç bırakmadı. Mobile’dan nehir yukarı ormanlık ve bataklık arazilere yerleştiler. Basit evler inşa ettiler. Bahçelerini ektiler. Hayvan yetiştirdiler. Avlandılar, balıkçılık yaptılar, tarımla uğraştılar. Kilise kurdular, kendi okullarını inşa ettiler. Ve sonuçta, daha sonraları Africatown adı ile anılacak, kendi kendine yeten, birbirine kenetlenmiş insanların oluşturduğu bir yerleşim yarattılar. Torunlarının birçoğu hâlâ orada yaşıyor. Bu satırlar, o sıradışı insanların karşılaştıkları engeller ve kazandıkları başarıları; acı ve direnci anlatıyor… Onlarınki, günümüz Africatown halkının gururla andığı ve miras olarak korumak için mücadele verdiği bir öykü idi…

Bu, o gemide köleliğe taşınan 108 kişinin ve onların torunlarının öyküsü.

Mobile’ın kuzeyinde, Twelve Mile Adası civarında buharlı bir gemiye bindirilen Afrikalılar nehir yukarı taşınmış, komplocular arasında paylaştırılana ya da satılana kadar buradaki bataklıklarda saklanmıştı. Clotilda’nın kaptanı geriye kendisinden iz kalmasın diye guleti ateşe vermişti. [Çizim: Thom Tenery, Kaynak: James Delgado, Search, INC.]

Bölüm I
İnsafsız Ticaret

Yazı: Joel K. Bourne, Jr

1860’a gelindiğinde Amerikan ekonomisinin temelini köleleştirilmiş insanlar oluşturuyordu. Bu insanlar imalat sanayine, demiryollarına ve bankalara yapılan yatırımların toplamından daha değerliydi.

Alabama Üniversitesi’nden kölelik üzerine uzmanlaşan tarihçi Joshua Rothman’ın ifadesiyle, o dönemde ABD ihracatının yüzde 35–40’ını pamuk şekillendirmekteydi. “Gerek ABD gerekse dünyanın farklı yerlerindeki bankalar Alabama, Mississippi ve Louisiana’ya para akıtıyor; plantasyonlara, güneydeki bankalara ve ipotek edilebilen kölelere yatırım yapıyordu.”

Amerika Birleşik Devletleri’ne köle girişi 1808 yılında yasaklandı. 1859’a gelindiğinde artık ülkede köle fiyatı yükselmiş durumdaydı ve bu da plantasyon sahiplerinin kârlarını önemli ölçüde aşağı çekerek, kimilerinin ticaretin yeniden başlatılması için seslerini yükseltmesine yol açmıştı.

Konunun ateşli savunucularından biri de Timothy Meaher’dı. Kuzeyli bir grup işinsanıyla yaptığı ateşli bir tartışma sırasında Meaher cesur bir iddiaya girişmişti: Mobile’a Afrikalı esirlerden oluşan bir kargo getirecekti; üstelik Federal yetkililerin ruhu bile duymayacaktı.

Meaher bu yasadışı planına yatırımcı bulmakta pek de zorlanmadı. Yine kendisi gibi gemi yapımcısı olan arkadaşı William Foster, birkaç yıl önce, başta tomruk olmak üzere yük taşımak için Meksika Körfezi civarında bir gulet inşa etmişti.

Gulete Coltilda adı verilmişti. Meaher, Coltilda’yı 35 bin dolara kiraladı ve Foster’ı kaptan olarak görevlendirdi.

1860 yılı Şubat sonu ya da Mart başında, Foster ile mürettebatı, günümüz Benin topraklarında yer alan ve o tarihlerde köle limanı olarak nam salan Ouidah’a doğru yelken açtı. Böylece, Amerika Birleşik Devletleri’ne yapılan en iyi belgelenmiş köle seferlerinden biri başladı.

Foster geride, kendi elleriyle kaleme aldığı bir yolculuk öyküsü bırakırken, Meaher ile Afrikalıların bazıları da izleyen yıllarda yaşadıklarını gazeteciler ve yazarlara anlattı… Aralarından ikisi 1930’lara kadar yaşamlarını sürdürecek ve kısa filmlerde yerlerini alacaktı…

Bölüm II
Dönüşü Olmayan Yolculuk

Yazı: Sylviane Diouf

Mayıs 1860’da 110 kişi Clotilda’ya bindirildi. Genç erkek, kadın ve çocuklardan oluşuyorlardı. Bantè’den, Dahomey’den, Kebbi’den, Atakora’dan ve Benin ile Nijerya’nın diğer bölgelerinden geliyorlardı. Aralarında Yoruba, İsha, Dendi, Nupe ve Fon etnik gruplarından olanlar vardı. Aileleri onlara Kossola, Kupollee, Abile, Abache, Gumpa adlarını vermişti.

Bazıları muhtemelen tuz, bakır ve kumaş taşıyan uzak yol tacirleriydi. Belki de demir imal ediyorlardı. Kimileri kumaş dokuyor, yam yetiştiriyor ya da palmiye yağı üretiyor olabilirdi. Kadınların bazıları evli ve çocukluydu ve muhtemelen çiftçilik ya da pazarlarda satıcılık yapıyordu.

Adı Kupollee olan adamın iki kulağında küçük birer halka vardı ve bu halkalar onun ile–orisa’da –tanrının evi– yapılan törenle Yoruba dinine kabul edildiğini gösteriyordu. Ossa Keeby, Nijerya’nın profesyonel balıkçılarıyla ünlü Kebbi krallığından geliyordu. 19 yaşındaki Kossola (daha sonra Cudjo Lewis adını almıştı) gibi birkaçı, köle ticareti yapan Dahomey krallığının gerçekleştirdiği bir baskının kurbanıydı. Kossola mütevazı bir çevreden geldiğini söylüyordu ama büyükbabası, Bantè krallığında rütbe sahibi bir askerdi. Kendisi de 14 yaşında iken asker olarak eğitim almıştı ve yakalandığında, erkeklerin gizli cemiyeti Yoruba oro’ya kabul törenine hazırlanıyordu. Kêhounco (Lottie Dennison) adlı genç kız da diğer birçokları gibi kaçırılmıştı. Ve tümünün bu zorunlu yolculuğu Ouidah’daki köle hapishanesinde son buldu…

Söz konusu katıksız dehşet ve sefaletin ortasında tutsaklar yine de bir destek ve dayanışma ortamı yarattı; ta ki yabancı köle tacirleri yeni oluşturdukları topluluklarını da onarılmaz biçimde parçalayana kadar. Sağ kalanların yıllar sonrasında gazetelere verdikleri röportajlara ve sözlü tarihe dayanarak, kitabımda (Dreams of Africa in Alabama: The Slave Ship Clotilda and the Story of the Last Africans Brought to America) da ayrıntılı olarak anlattığım gibi, kaptan Foster tutuldukları yere geldiğinde onlu gruplar hâlinde daireler oluşturmaları söylendi kendilerine. Derileri, dişleri, elleri, ayakları, bacakları ve kollarını inceleyen Foster aralarından 125 kişiyi seçti. O akşam, bir ertesi gün orayı terk edecekleri söylendi. Birçoğu geceyi ağlayarak geçirdi. Kendilerini nelerin beklediği konusunda hiçbir fikirleri yoktu ve onlar sevdiklerinden ayrılmak istemiyordu.

Keder içindeki grup ertesi sabah bir lagünde boyunlarına kadar yükselen suyun içinde ilerleyip sahile ulaştıklarında, buradaki kanolar tarafından Clotilda’ya taşındılar. Bundan sonra başlarına gelen şey ise sonsuza dek kâbusları oldu. Giysilerini çıkarmaya zorlandılar. Afrikalıların çırılçıplak olması köle ticaretinin kuralıydı ve bu, her ne kadar etkisiz de olsa, görünürde temizliği sağlamak içindi. Clotilda tutsakları, çıplaklığın “Afrika’ya özgü” olduğuna inanan Amerikalılar tarafından çıplak barbarlar olarak aşağılanmaları konusunda uzun yıllar sonrasında bile öfke duymayı sürdürdü.

Nakil işlemi henüz bitmeden Foster buharlı gemilerin yaklaştığını görmüş; yakalanmaktan korktuğu için yelken açmış ve aralarından 15 kişiyi sahilde bırakmıştı. Denizdeki ilk 13 gün boyunca esirlerin tamamı ambarda tutuldu. Aradan geçen onca yıldan sonra, 1906’da, Harper’s dergisinden bir yazarla Coltilda’daki pislik, karanlık, sıcak, zincirler ve susuzluk üzerine konuştuğunda Abache’nin (Clara Turner) “gözleri alev alev yanıyor, ruhu hatırladıklarından kelimelerle anlatılamayacak derecede acı duyuyordu.” 

Çocuklarının korku ve acısını yatıştıramayan anne babaların çaresizlikleri, acıları ve korkuları daha da artıyordu. İleride Gracie adını alacak olan kadının gulette dört kızı vardı ve en küçükleri, Matilda, henüz 2 yaşlarındaydı. Su sıkıntısı işkence gibiydi. Yiyecekler –şeker pekmezi ve lapa– durumu daha da kötüleştiriyordu.  Şekerli yiyecekler susuzluklarını artırıyordu.

Günde iki kez sadece  “bir yudum” su veriliyordu onlara; tadı sirke gibiydi. Avuçlarını doldurabildikleri yağmur geçici bir rahatlık sağlıyordu. Hastalık vardı. İki kişi öldü.

Köle gemileri inanılmaz sefil yerlerdi. Dayanışma hayati önemdeydi ve birlikte acı çeken bu insanlar –yeniden birbirlerinden ayrılmadıkları sürece– kimi zaman kuşaklar boyunca sürecek uzun ömürlü arkadaşlıklar kuruyordu.

Clotilda’daki bir buçuk ay içinde de işte bu tür bir topluluk oluşmuştu.

8 Temmuz’da yolcular uzaklardaki kara parçasını şöyle bir görmüşler ve sonra, arı uğultusuna benzettikleri bir ses duymuşlardı. Clotilda’yı Mobile Körfezi’ne çeken römorkörün sesiydi bu. Timothy Meaher’in kardeşi Burns’e ait bir istimbota aktarılarak nehir yukarı John Dabney’in plantasyonuna götürüldükleri esnada, Foster da gemisini Twelve Mile Adası’na çekmişti. Köleleştirme yolculuğundan geride kalan izleri gizlemek olanaksızdı ve yakalanması durumunda ölüm cezasına çarptırılma tehlikesi vardı. Foster bir parça tahtayı, belki de kandil yağını ateşe vermiş ve beş yıl önce inşa ettiği gemiyi alevler içinde bırakmıştı.

Gelişen plantasyonlarında çalışacak yeterli işçi bulamayan en güney eyaletlerdeki köle sahipleri, yıllardır, hemen yukarılarında yer alan güney eyaletlerinden aşırı yüksek buldukları fiyatlara insan satın alıyorlardı. Uluslararası köle ticareti yasadışı hâle gelince, bazıları kaçakçılık yoluna başvurmaya başlamıştı. Alabama’da da, Foster ile Meaher’ın aldığı tüm önlemlere rağmen birkaç gün içinde bu “gizli” yolcular kentin her yanında duyulmuş ve hatta basında yer almıştı. Bu arada genç Afrikalılar, Dabney’in Clarke Vilayeti’ndeki plantasyonunun sivrisinek kaynayan terk edilmiş sazlık bir bölgesine indirilmişti. Fark edilmemeleri için sürekli yerleri değiştiriliyor, hastalanmalarına yol açan etler ve mısır unuyla besleniyorlardı. Giysi yerine kendilerine verilen çaput, mısır çuvalı parçaları ve hayvan postlarını sevinçle karşılamışlardı. Federal yetkililer bir polis liderliğinde onları bulmak için ekip gönderdiğinde, Afrikalılar çoktan Burns’ün plantasyonuna götürülmüştü bile. Yarım yüzyıl sonra, “Üzüntüden kendilerini yiyip bitirdiklerini” söyleyerek içlerini dökeceklerdi…

İşleri hızla yoluna koymak isteyen Timothy Meaher bir satış düzenlemişti. Yeni oluşturdukları aileleri bir kez daha dağıtılan yolcular, ağlayarak bir veda şarkısı söylemiş, birbirlerine “tehlikesiz yolculuklar” dilemişti. “Aralarından 80 kadarı Mobile’a götürülürken,”  diye yazmıştı 23 Temmuz 1860 tarihli Mercury gazetesi, “İngilizce konuşmayı öğrenemeyen ‘zenciler’ birkaç gün önce demiryolu boyunca ilerlemeye başladılar… Yirmi beş kişiydiler, hepsi safkan… Afrikalı ırkındandı.” Grubun bu yürüyüşü sırasında yanlarından bir sirk geçmiş, fil sesi duyan Afrikalılar, “İle, ile, ajanaku, ajanaku,” (Yoruba ve Fon dillerinde “memleket”, “fil”) diye bağırmaya başlamışlardı. Yaşamlarının geri kalanını Alabama’nın Siyah Kuşağı’na dağılmış olarak geçirdiler. Gracie iki kızıyla birlikte satıldı ve ne acıdır ki diğer iki kızına ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemedi.

Timothy Meaher tutuklandı, kefaletle serbest bırakıldı, yargılandı ve suçsuz bulundu. Burns Meaher ve Dabney’e karşı açılan federal davalar düştü, çünkü “bahsedilen zenciler” hiçbir zaman bulunamadı. Foster, “ithalatının” vergisini ödemediği için bin dolar para cezasına çarptırıldı. Timothy Meaher kendisine 16 erkek ve 16 kadını lâyık gördü; Burns, Kêhounco’nun da aralarında yer aldığı 20 tutsağı aldı; James Meaher, Kossola ile yedi yoldaşını seçti. Foster ise Abile (Celia Lewis) dahil 16 kişiyi… Her biri Ouidah’da 100 dolara satın alınan bu insanlar, artık bin dolar değerindeydi ve uyum sağladıklarında 2 bin dolara, yani bugünün parasıyla 60 bin dolara satılabileceklerdi.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ocak sayısında okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikGüzellikte Son Nokta
Sonraki İçerikFlamingo Bob

Popüler Makaleler

İnsanın Nasıl İnsan Olduğuna Dair 12 (Yanlış) Teori

Katiller mi? Hippiler mi? Alet yaptıkları için mi, yemek pişirdikleri için mi aradan sıyrıldılar? Bilim insanları, insanın ne zaman ve nasıl insan olduğu konusunda...

Yeni Bir İnsan Türü Bulundu

Uzmanlar yeni bulunan Homo naledi fosillerinin inanılmaz bir keşif olduğunu, fakat ne kadar eski oldukları anlaşılana kadar bilimsel değerlerinin tam anlamıyla ortaya çıkmayacağını söylüyor....

National Geographic Türkiye Arşivi Okurlara Açılıyor!

National Geographic Türkiye, 15. yaşında 15 yıllık arşivini okurlarıyla paylaşıyor. National Geographic’in Türkiye’deki yayın geçmişi okurlara açılıyor. Haziran sayısıyla start alan proje, derginin...