Amerikalı girişimci çiftin bir hayali vardı: Şili ve Arjantin’de 1 milyon hektarlı bir arazi satın almak ve tamamını, oluşturulacak yeni parklar için bağışlamak.

Yazı: David Quammen
Fotoğraflar: Tomás Munita

“Umutsuz bir zamandı. Doug bunu asla atlatamadı.”

Kris McDivitt Tompkins, Şili ve Arjantin’in renkli haritalarıyla kaplı bir sehpanın önünde oturmuş, 1990’ların başlarında Güney Şili’de, Pumalín üzerinde dönen tartışmaları anlatıyor. Pumalín, gerek kendisi gerekse macera tutkunu emekli işadamı merhum eşi Doug Tompkins’e, Yankee dolarlarını ve iyi niyetlerini Güney Amerika’da arazi koruma çalışmalarına dönüştürmenin ne kadar zor olabileceğini gösteren, ders niteliğindeki ilk deneyimleri. ¶  Sehpanın ötesinde, haritaların da ötesinde, bir kuş yuvası gibi küçük bir tepenin üzerine kondurulmuş taştan yapılma hoş konukevinin büyük pencerelerinin daha daha ötesinde; inişli çıkışlı çayırlık alanlar, çağıl çağıl akarsular, Güney gürgeni ormanları ve gece mavisi göllerden oluşan bir manzara uzanıyor: Bunlar, Şili’de yine bir Tompkins projesi olan Patagonya Ulusal Parkı’nın görkemli doğasının gövde gösterisinin parçaları. ¶ Park, And Dağları’ndan batıya doğru uzanan Chacabuco Vadisi’ni de içeren 300 bin hektarı aşkın bir alanı kapsıyor. Pumalín’le birlikte, kuzeye doğru uzanan yaklaşık 500 kilometrelik bir alan ve –Tompkinsler’in ısrarıyla, Şili hükümetinin işbirliğiyle açılmış ya da büyütülmüş ve yine Tompkinsler’in bağışladığı arazilerle desteklenmiş– diğer altı parktan oluşan bu yabanıl bölge toplamda 4,5 milyon hektarlık bir alan kaplıyor. Hornopirén’in ılıman yağmur ormanlarından Kawésqar’ın kayalık adaları ve buzullarına kadar, Şili’nin güney yarısını kapsayan alanın genişliği ve çeşitliliği olağanüstü. Ancak yine de, çiftin gerçekleştirdiği ve bu amaç peşinde ilerlerken karşılaştığı engelleri tüm yönleriyle anlamak için en iyisi işe Pumalín’den başlamak. Kris Tompkins haritaları açıyor ve anlatmaya başlıyor.

1991 yılında, 1960’ların başlarındaki gençliğinde haşarı bir kayakçı ve tırmanışçı olarak yaptığı ziyaretlerden hatırladığı Şili’nin Göller Bölgesi’nde terk edilmiş bir çiftlik satın alıyor Doug Tompkins. Eşiyle birlikte The North Face’i kurması, bu işletmeyi makul altı denilebilecek miktarda bir paraya satması ve ardından Esprit adını taşıyan giysi şirketini kurması da yine bu on yıllık zaman dilimi içinde gerçekleşiyor. Ve 1990’ların başında, oldukça varsıl, boşanmış ve doymak bilmez tüketim dünyasına tüm inancını yitirmiş olan Tompkins hisselerini satıp, iş dünyasından uzaklaşıyor. İşte bu, yaşamını onu ilk kez güneye getiren zorlu sporlara –dağcılık, kayak, kano– ve çevreciliğe adadığı dönem.

Çiftliğin doğal bitki örtüsünü yeniden canlandırma planı daha büyük bir fikre evriliyor. Doğa Koruma Alanı Fonu adı altında bir vakıf kurup kaynak sağlıyor ve bu vakıf üzerinden, çoğunlukla yabanıl topraklardan oluşan iki büyük arazi parçasını oluşturmak üzere alımlara başlıyor: Pumalín Kuzey ve Pumalín Güney. Bu ikisinin arasında, söz konusu dönemde arazisini satmaya gönüllü olan Valparaíso Papalık Katolik Üniversitesi’ne ait bir parsel daha var. Ancak, aralarında dönemin başkanı Eduardo Frei Ruiz–Tagle’nin de bulunduğu bazı isimler güçlü politik çıkarları nedeniyle bu satışa karşı çıkıyor. Patagonia adını taşıyan bir diğer giysi şirketinin yakın tarihlerde emekliye ayrılmış yönetim kurulu başkanı olan Kris McDivitt tam da bu noktada resme dahil oluyor ve serveti ve de Doug Tompkins’inkilerle aynı eksende olan görüşlerini de beraberinde getiriyor. 1994 yılında evleniyorlar.

Kris Tompkins tarafsız bir zekâya sahip, ufak tefek, etkileyici bir kadın; anılarından söz ederken duygularına yenik düşmüyor. “Huinay, evet, Pumalín’i birleştirecek olan parça orasıydı,” diyor bana. Bu arazi kabaca 340 kilometrekarelik bir alana sahip ve Pumalín Kuzey ya da Güney’le kıyaslandığında pek de büyük sayılmaz. Ama en dar noktalarından biri Ancud Körfezi’yle And zirveleri arasında Şili anakarasına bağlanıyor. Çiftin bu araziyi satın alma çabaları kuşku, direnç ve kin uyandırıyor. Bazı insanlar, çiftin tüm bu satın alma ve koruma çabaları nedeniyle tarım alanlarını üretimden alıkoyduklarından yakınıyor. Bu insanlara göre yaptıkları, iş olanaklarını ortadan kaldırmak ve Şili’de bir “derebeylik” kurmak.

Veteriner Jorge Gómez, Iberá Parkı’na (Arjantin) bırakılacak olan yeşilkanatlı makavın eğitimi sırasında. Bölgede bir asırdır rastlanmayan tür, kafeste büyütülen kuşlara doğada hayatta kalmak için gereksinim duydukları becerilerin öğretilmesinin ardından, yeniden doğaya salınıyor.

Çiftin, Şili’nin diğer bölgelerinde (şu anda karşılıklı oturmakta olduğumuz Chacabuco Vadisi dahil) arazi satın alıp koruma çalışmalarını sürdürdüğü 1990’lar ve yeni yüzyılın ilk yılları boyunca bu tür tepkiler gelmeye devam ediyor. Bu doyumsuz yabancılar da kim ve hain planları ne? 

Gerçekte çiftin Pumalín’deki hedefi arazi satın almak, bir park oluşturmak ve bu parkı ülkeye vermek. Ama Şili’nin kilise ve eğitim projeleri dışında özel hayırseverlik gibi bir geleneği yok. Dolayısıyla da Amerikalı çiftin bu akıl ermez cömertliği en iyi olasılıkla ataerkil, en kötü olasılıkla da tekinsiz görülüyor. Huinay özellikle hassas konu, çünkü küçük bir alan olsa da, iki sınır arasında uzanıyor. Karşıt cephedekilerin savı, varsıl yabancıların bu araziye sahip olması hâlinde, ülkenin ikiye bölünebileceği yönünde. Kris Tompkins, “Dört–beş yılımızı hor görülerek geçirdik,” diyor. 

21 yıllık evlilikleri boyunca, büyük alanları kapsayan mülkleri, Şili ile Arjantin’deki projeleri ve çevreye duydukları hareketli ilgileriyle Tompkinsler küçük, özel uçaklarda kayda değer ölçüde zaman geçiriyor. 

Doug Tompkins’in pilotlukta  harcadığı süre 15 bin saat. Kris Tompkins sıklıkla kontrole geçse de, lisans sahibi olmadığı için, hiçbir iniş ya da kalkışa karışmıyor. “En mutlu olduğum anlar, uçtuğum zamanlar,” diyor. Bir Cessna ya da Husky’yle And zirveleri ile kanyonları arasında sürekli gidip geldikleri için her zaman birlikte öleceklerini düşündüklerini ekliyor sözlerine.

Ama öyle olmuyor. Doug Tompkins, 8 Aralık 2015’te, oldukça talihsiz bir günde, rüzgârın artması, dalgaların yükselmesi ve kano dümeninin arızalanması nedeniyle Şili’de bir gölün soğuk sularında geçirdiği sürenin ardından, bölge başkenti Coihaique’deki bir hastanede hipotermi sonucu yaşamını yitiriyor. Teknesi alabora oluyor; dinmek bilmeyen dalgalar Tompkins ile kürek partneri, tanınmış tırmanışçı Rick Ridgeway’in kıyıya ulaşmasını engelliyor. Kazadan bir saat sonra kurtarılan Ridgeway hayatta kalmayı başarsa da Doug Tompkins o kadar şanslı değil… 

Haber bir telefonla geliyor Kris Tompkins’e. Bir kaza ve olası bir ölümle ilgili belirsiz bir haber… Altı saatlik bir araba yolculuğu sonunda ulaşabiliyor, eşinin ölümünün ilan edildiği hastaneye. “Bu kadar çabuk gitmesi evliliğimizin biçimine çok uygundu,” diyor. “Tuttuğunuz yas, yalnızca ilişki biçiminizin bir devamı oluyor.” Paylaştıkları yoğun bir yaşam ve yoğun bir yas süreci.

Kendisi geçtiğimiz birkaç yıldır, Doug ile birlikte başladıkları hayali çok daha tutkulu bir şekilde kovalamaya devam ediyor. “Beni Doug’ın peşinden gitmekten alıkoyan bu oldu,” diyor.

Bunun yerine, Şili ve Arjantin’in farklı yerlerindeki Tompkins arazilerini harikulade bir ulusal parklar portföyüne dönüştürme hedefine odaklanıyor yeniden. Bu uğraş üç yıl sürmüş olsa da çabucak hız kazanıyor. Kris Tompkins kocasını toprağa verdikten sonra iki hafta içinde, Kuzey Arjantin’deki Iberá olarak bilinen devasa bir sulak arazinin korunması için bir anlaşma sağlıyor. Ve Mart 2019 sonunda, 400 bin hektarlık Tompkins arazisini hükümete ait 4 milyon hektarlık alanla birleştirip beş yeni ulusal park yaratma ve var olan diğer üç parkı genişletme konusunda Şili hükümetiyle yaptığı anlaşmayı sonuçlandırıyor. Bir zamanlar Pumalín özel koruma alanı olan arazi artık kamuya ait bir hazine: Pumalín Douglas Tompkins Ulusal Parkı.

Konuk evindeki öğle yemeğinden sonra Tompkins beni bölgeyi göstermek üzere bir yürüyüşe çıkarıyor. Patagonya Ulusal Parkı’nın ana pansiyonunun arkasındaki servis yolu, bir dere drenaj alanı boyunca uzanan patikaya çıkıyor. Ufacık bir mezarlıkta duraksıyoruz. Taş sütunlardan oluşan bir çitle çevrili kare alanda tahta haçlar ve küçük mihraplarla işaretlenmiş 10 mezar ve dikine yerleştirilmiş bir taş levha var. Levhanın üzerine şunlar kazınmış:

DOUGLAS RAINSFORD TOMPKINS
Birdie & Lolo
03–1943      12–2015

Çalışanlar mezar taşındaki yazıları ona danışmadan seçmişler, ancak Tompkins bu yazının oldukça uygun olduğunu söylüyor. Eşi ve onun ölümünden gerçekçi bir şekilde söz ediyor, ama gerçekçi demek duygusuz olduğu anlamına gelmiyor. Kris zaman zaman bu mezarlığa geri dönüp sessizce çimenlerin üzerine uzandığını, anılara daldığını ve eşiyle sohbet ettiğini anlatıyor bana.

Patika taşlı yamaçlar ve sarı çiçekler, dikenleri ve yuvarlak profilleri nedeniyle uzaktan bakınca mercanları andıran çalılarla dolu çimenli düzlüklerin arasında kıvrılarak ilerliyor. Kayın ağaçlarının gölgesi altındaki bir dereyi geçiyor, ziyaretçiler için yapılan basit ama bakımlı bir kamp alanına doğru tırmanıyor ve sonra tekrar park merkezine doğru dönüyoruz. Bir noktada, kurumuş, kemik beyazı bir hayvan dışkısı yığını fark ediyorum. Eline bir topak alıp içindeki yoğun kılları göstermek için ufalarken, “puma,” diyor Tompkins. Chacabuco Vadisi’nde giderek artan puma nüfusu Şili ve Arjantin’de bulunan ve yerli faunasının kendine özgü elementlerini yitirmiş durumdaki Tompkins arazileri için başlıca hedeflerden biri olan yeniden yabanlaştırma sürecinin bir boyutu. Yeniden yabanlaştırma burada, Patagonya Ulusal Parkı’nda daha çok sayıda puma, Güney And geyiği (tehlikede bir tür), Darwin nandusu (büyük ve uçamayan bir kuş türü) ve diğer yerlerde ise yaban hayatının canlandırılması ve yenilenmesi anlamına geliyor.

Yeniden yabanlaştırma ayrıca tartışmalı bir konu, özellikle de puma ya da jaguar gibi yırtıcıların geri dönüşü söz konusuyken. Yalnızca bir cesaret ve sabır karışımı bunu başarabilir ve gösterilen sabrın büyük bölümü Kris Tompkins’e ait.

Tompkins’in yeniden yabanlaştırma girişimleri Arjantin tarafında, ülkenin kuzeydoğu köşesindeki Esteros del Iberá’da tüm hızıyla devam ediyor. Burası mozaiğe benzer bataklılar, çamurlu su kanalları ve gölcükler, lagünler, suda yüzen bitki platformları, minik ormanlık alanların yetişmesine elverişli derecede yüksek ve kuru tepecikler, bazı bölgelerde ise kesintisiz savanlardan oluşan geniş, sulu bir ekosistem. Yakari ve sukuşu nüfusu oldukça fazla; şansınız varsa burada bir yerlerde sarı anakonda bile görebilirsiniz. Günışığı tüm bunları ışıltılar eşliğinde sergiliyor –bölgenin adı da Guaraní dilinde “parlak sular” anlamına gelen y berá sözcüğünden geliyor. 

Yerli Guaraní kültürü ve dilinin oldukça güçlü, sınır bağımsızlığı ruhunun ise baskın olduğu Iberá, çoğunlukla kırsal bölgelerden oluşan ve Paraguay, Uruguay ve Brezilya’ya sınırı olan Corrientes Eyaleti toprakları içinde. Iberá’nın son yüzyıllık tarihi az miktarda sığır yetiştiriciliğinin yanı sıra et ve post için hayvan avcılığından oluşuyor. Geçmişte yerlilerin genellikle tekneler ya da atlarla ulaşım sağladığı, ancak çok sayıda insan ya da ineği desteklemeye yetecek kadar kuru arazinin olmadığı bir bölge bu. Alternatif geleceğin, ticari ölçekte çeltik yetiştiriciliği ve çam fidanlıklarına doğru kaydığı bir yer. 

Sonra, 1997’de Doug Tompkins bölgeyi ziyaret ediyor. Arazi ilgisini çekiyor ve bir yaz günü, yanına eşini de alarak bölgeye geri geliyor. Doug, onun görmediği bir şeyi –bölgenin biyoçeşitliliğini ve olasılıklarını– görüyor ve daha önce hiç yapmadığı şekilde, eşine danışmadan, bu büyük bataklığın ortasındaki bir adada çiftlik satın alıyor. 

Estancia San Alonso adlıyla anılan bu çiftlik Iberá’daki ilk Tompkins arazisi ve sonunda, her yere uzak olması nedeniyle, en çarpıcı yeniden yabanlaştırma faaliyetlerinden biri için mantıklı bir başlangıç noktası oluyor: jaguarların yeniden bölgeye getirilmesi.

Bir Macellan pengueni, Arjantin’in Atlas Okyanusu kıyısındaki Punta Tombo koruma alanında yanından geçen guanako sürüsünden pek de rahatsız olmuşa benzemiyor. Tompkins Doğa Koruma, deniz parkı projesi Patagonya Azul için koruma alanının güney tarafından kıyı arazileri satın almaya başladı.

San Alonso çiftliğinden çok da uzakta olmayan bir yerde, çok iyi tasarlanmış bir kafesler grubu bulunuyor: beş metre uzunluğunda, hayvanların dışarı çıkmasını önlemek için tepesi T–şeklinde yapılmış ve içi elektrikli tellerle çevrelenmiş kalın nervürlü çelik çit ve direkler. Jaguarlar, özellikle de kafese koyulmuşlarsa, çok hareketli olabiliyor.

Her bir kafesin içinde bir ağaç platformu, alçak çalılar ya da  gizlilik sağlayabilecek bir diğer doğal aksam bulunuyor. Ziyaretimiz sırasında, içeride hayvanat bahçelerinden ödünç alınmış, üreme çağındaki birkaç yetişkin ve orada doğup doğaya salınmak üzere yetiştirilen iki yavrunun da aralarında olduğu sekiz jaguar var. Yavrular bolca yiyecekle (ama özgür bırakıldıklarında insanlardan korkmalarını, onları yiyecekle ilişkilendirmemelerini ve yabanıl doğada hayatta kalmak için kullanacakları diğer güzel alışkanlıklar edinmelerini sağlamak adına) hiç insan teması olmaksızın hemen arka tarafta yer alan daha büyük bir kafeste yaşıyor. Bakıcılarını dahi olabildiğince az görüyorlar. 

Canlı bir kapibaranın –devasa, dolgun yapılı, yerel bir kemirgen– bir kafese bırakılmasını izliyorum; ancak içerideki yetişkin dişi ona pek dikkat etmiyor –ya da aç değil. Zamanı gelince onu bulacak.  Nahuel olarak adlandırılan iri erkek jaguar, bir çitin önünde ileri geri yürüyor; kasları pürüzsüz, desenli kürkünün altında dalgalanıyor.

Bu kediler elbette güzel oldukları kadar da acımasızlar ve inekler ile koyunların doğal av hayvanlarının yerini aldığı herhangi bir bölgede besi hayvanlarını öldürecekler. San Alonso adası artık inek ve koyunlardan tamamen arınmış durumda ve çimenleri çok sayıda bataklık geyiği ile bazıları yaklaşık 70 kilograma ulaşabilen, (kısmen jaguarların uzun zamandır bölgede görülmüyor olması nedeniyle) neredeyse gülünç derecede kalabalıklaşmış bir kapibara nüfusunu besliyor. San Alonso işte bu nedenle doğru bir başlangıç noktası. İlk jaguarlar çok yakında doğaya salınacak. Jaguarları Iberá’nın daha geniş bir alanına yaymak, hem sosyal onay hem de yabanıl avların uygunluğunu gerektiren, daha karmaşık bir süreç olacak. 

Devamını National Geographic Türkiye’nin Mayıs sayısında okuyabilirsiniz.