Yaklaşan Su Krizi

BENZER MAKALELER

Dünyanın en büyük nehirlerinden biri olan İndus, bahar ve yaz aylarında eriyen buzdan gelen istikrarlı su akışı için Himalaya ve komşu sıradağların buzullarına gereksinim duyuyor. Nehrin yaşam kaynağı olduğu insan sayısı yaklaşık 270 milyon. Ancak küresel ısınmanın  buzullarda yarattığı küçülme paralelinde nehrin akışı 2050 yılı itibarıyla giderek azalacak. Ki bu da milyonlarca insanın yaşamlarının tehlikeye girmesinin yanı sıra beraberinde Hindistan, Pakistan ve Çin arasında gerilim artışını da getirecek.

Yazı: Alice Albinia
Fotoğraflar: Brendan Hoffman

Tibet’te, dört büyük nehrin kaynağı Kangrinboke Dağı ve yakınları… O topraklarda doğuyor ve saygıdeğer bir su tanrıçasının kolları gibi Himalayalar boyunca doğuya, batıya ve denize doğru akıp gidiyorlar. Ve aktıkları yerlerde uygarlıklar ve ulusları şekillendiriyorlar. Tibet, Pakistan, Nepal, Bangladeş ve Hindistan’ın kuzey toprakları… Sularının harcanmasından insanlar sorumlu; tazelenmesinde ise belirleyici iki unsur var: Musonlar ve eriyen buzullar. Ve sözü edilen her iki unsurun kaderi de artık insanların elinde. 

Doğu Himalaya bölgelerinde doğan nehirler çoğunlukla yaz musonları tarafından besleniyor. Isınan iklimin atmosfere daha fazla nem vermesi paralelinde bu nehirlerin su akışları artabilir. Ancak, Kangrinboke Dağı’ndan batıya doğru akan İndus’un suları çoğunlukla Himalaya, Karakurum ve Hindukuş dağlarının kar ve buzullarından geliyor. Özellikle de buzullar birer “su kulesi” görevi üstleniyor: Kışın yağan karın şekillendirdiği örtüyü buz olarak dağların yüksekliklerinde saklıyor, bahar ve yaz aylarında ise erime suyu olarak nehre salıyorlar. Nehir aşağı kesimlerde, Pakistan ve Kuzey Hindistan ovalarında bulunan, dünyanın en kapsamlı sulak tarım arazileri İndus’a bel bağlıyor. Ve bu nehri besleyen buzullar yaklaşık 270 milyon insan için bir can simidine dönüşüyor. Oysa ki günümüzde buzulların birçoğu kan kaybediyor. 

Buzullarda yaşanan küçülme öncelikle İndus’a gelen suyu artıracak. Yani, ısınmanın günümüz öngörülerine uygun oranlarda artması ve buzullarda yaşanan erimenin sürmesi hâlinde İndus, 2050 yılına gelindiğinde “en yüksek su düzeyi”ne ulaşacak. Peşi sıra ise su akışında azalma başlayacak.

ÇİN
Hacı adayları geçtiğimiz eylül ayında, 52 kilometrelik kora –Tibet’te, Kangrinboke Dağı’nın çevresinde yapılan dairesel, meditatif yürüyüş– üzerindeki en yüksek nokta olan Drolma La’da özçekim yapıyor. Bu dağ dört din tarafından da kutsal sayılıyor ve Güney Asya nehirlerinin dördü dağ zirvesine yakın noktalardan doğuyor. İndus Nehri’nin kaynağı dağın kuzeyinden dört günlük bir yürüyüş uzaklığında.
BU MAKALE İÇİN ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARIN BİR BÖLÜMÜ GÜNEY ASYALI GAZETECİLER BİRLİĞİ TARAFINDAN DESTEKLENMİŞTİR.

Günümüzde İndus’un sularının yüzde 60’ı insan kullanımında ve havza nüfusu hızla artıyor. Çalışmaları National Geographic Society tarafından desteklenen uluslararası bir biliminsanları grubu dünya genelindeki “buzul kuleleri”ni analiz etti. Yakın tarihlerde Nature dergisinde yayımlanan makalelerinde, en kritik durumdaki nehrin İndus olduğuna işaret eden grubun da altını çizdiği üzere, “Bölgenin ‘tabandaki düşük baz akım debisi kaynaklı su sıkıntısı ve hükümetin su yönetimi etkinliğinin sınırlı oluşu’ göz önüne alındığında, İndus’un söz konusu bu debiyi sürdürebilmesi… olanaksız.” Bundan en çok zarar görecek olan ülke ise Pakistan.

2003–2006 arasında, Empires of the Indus adlı kitabım için araştırmalarımı sürdürdüğüm dönemde, Umman Denizi’nden başlayıp, Tibet’teki kaynağına dek uzanan ve 3 bin 200 kilometreye ulaşan bir yolculuk yaptım. İndus’un yaşadığı güçlükler o yıllarda dahi gözle görülebilir hâldeydi. Nehir, İngiliz sömürgeci memurların betimlediği o kudretli İndus olmaktan çıkmış, tanınmaz hâle gelmişti. Sulama, endüstri ve günlük yaşamın talepleri zayıf düşürmüştü onu. Baraj ve bentler nedeniyle artık suları denize ulaşamıyordu ve mangrov ormanlarıyla kaplı deltası ölüyordu. Gölleri atık sular ve lağım sularıyla kirletilmişti.

O yıllarda küresel ısınmanın İndus’a etkisinden söz edenlerin sayısı azdı. Sorunun ölçeği ancak 2010 yılında netlik kazandı –su kıtlığı değil, çarpıcı su baskınları sayesinde. Himalayalar bölgesindeki toplam yağış miktarı her dönem değişkenlik gösterebilirdi, ancak artık aşırı yağmurlarda açıkça görülen bir artış söz konusuydu. Ağustos 2010’da, İndus zaten yazın getirdiği erime suyuyla dolu hâldeyken, çılgın bir muson yağmuru baş gösterdi. Bazı yerlerde birkaç saat içinde bir yıllık yağmura eşdeğer miktarda su bırakan şiddetli yağış nehrin güney kıyılarında taşkına neden oldu. Bin 600’ü aşkın insan yaşamını yitirdi; yarattığı maddi hasar 10 milyar doların üzerindeydi. 

İslamabad’da yaşayan Birleşmiş Milletler Gelişim Programı afet yardımı uzmanı Osman Kazi’nin ifadesiyle, “Bu boyutlarda bir su baskını daha önce duyulmamış bir şeydi.” Kazi’nin de özellikle altını çizdiği gibi, “İklim değişikliğine bağlı su baskınları bu ülkedeki en büyük tehlikelerden biri,” idi.

Kitabımı yazdığım dönemden bu yana yaşanan en çarpıcı değişiklik de bu: İklim değişikliği kaygıları artık İndus’un geleceğine ilişkin tüm tartışmalara hâkim olmuş durumda. İndus ve beş kolu, 1947’den beri birbirine komşu –ve düşman– olan Hindistan ile Pakistan arasında paylaşılıyor ve nehrin kaynağı Çin topraklarında bulunduğu için durum daha da karmaşık hâle geliyor. 2006’da kaynağa giden yolculuğumda Tibet’e ulaştığımda, İndus’un sularının tamamen kesildiğini görmüş ve şoka uğramıştım: Çin yakın tarihlerde nehrin üst kollarında barajlar inşa etmişti.

Hindistan, Pakistan ve Çin çok kalabalık nüfuslara ve kaynaklarını korumak için de bolca nedene sahip üç ülke. Üçünün de nükleer silahları var. Bizler iklim değişikliğini kademeli artışlar hâlinde gelişen, neredeyse fark edilemeyecek bir süreç olarak görüyoruz. Ancak bu değişimler İndus boyunda dünyayı bir gecede değiştirebilecek bir çatışmayı tetikleyebilir konumda.

HİNDİSTAN
Hat işçileri Saboo’daki (Ladakh) bir evi şebekeye bağlıyor. Hindistan hükümeti İndus Havza’sında dev bir maliyeti, çevreye büyük bir etkisi –ama aynı zamanda da yararları– olan hidroelektrik gelişmelerini teşvik ediyor. 2013’de Ladakh başkenti Leh’te dizel jeneratörler daha temiz hidroelektrikle değiştirildi.

Bir zamanlar insanlar nehirlere o kadar minnettardı ki onları ilahlaştırdılar. 

Hindistan’ın kadim Sanskrit yazıtları arasında başı çeken Rig Veda’da İndus, hem tanrı hem tanrıça, hem anne hem de baba olarak tapılan tek nehirdi. Uzmanların inanışına göre bunun nedeni olasılıkla Hinduizm’in ilk olarak şekillendiği İndus Vadisi’nde yer almasıydı. Kangrinboke’nin kuzeyinde sanki o dört kollu tanrıça, alçakgönüllü  bir şekilde yerden kaynayarak çıkıyor. Dağların arasından batı yönünde akarak Hindistan’ın yükseltilerini aşıyor ve tartışmalı sınırı geçerek Pakistan’a giriyor. Himalayalar’ın Karakurum ve Hindukuş’la taş ve buzdan oluşan bir düğüm hâlinde buluştuğu yerde keskin bir şekilde sola dönerek güneyde Pencap ve Sind ovaları boyunca bin 600 kilometre akıyor ve Umman Denizi’ne dökülüyor.

Bu dönemecin hemen hemen 60 kilometre kadar kuzeyinde, İndus’un kollarından birinin, Hunza’nın, şekillendirdiği vadi var. Bölgeye yaptığım yolculukta, bu vadide, her iki yanında bostanlar ve köyler bulunan Gulkin buzuluna gittim. Dağlardan düşen toprak ve molozlar nedeniyle buzul simsiyahtı. Gıcırdayan yarıkların üzerine çıktım ve parmaklarımla buza dokundum. Zirveden bakılınca görünen manzara insana neşe veriyordu. Çağıldayarak akan nehir vadiyi ikiye ayırıyordu. Vadiye inen bölge rüya gibi zarif yeşil şeritler, tarlalar ve her bir yaprağı doğrudan buzula bağlı sulama kanallarıyla sulanan bostanlarla kaplıydı. 

Kuzey Pakistan’da, yerli halka göre, buzullar kütle biriktirdikleri için ilerliyordu. Bu doğruydu da –ama sonraları Royal Holloway’den (Londra) buzul jeoloğu Bethan Davies’ten öğrendiğim kadarıyla buzullar ayrıca erimeye başlayıp yerlerinden koptuğu için bir çocuk kızağı gibi tepeden aşağıya da kayabiliyordu.

2018 yılında yakınlardaki bir diğer buzul olan Şisper’in başına gelen de bu olabilir: Buzul birdenbire Hassanabad kentine doğru kaymaya başlamış ve kimi günler günde 37 metreye kadar ilerlemişti. Yerel jeolog Didar Kerim, “Bir treni andırıyordu,” demişti bana. Şisper sulama kanallarının üzerinden yuvarlanarak bir köprüye çarpmıştı. Benim onu gördüğüm ekim ayında buzulun hızı günde 30 santimetreye kadar yavaşlamıştı –ki bu, bir buzul için hâlâ çok yüksek bir hız sayılırdı.

Yukarı İndus Havzası’nda buzullar artık buzul gibi ilerleyip gerilemiyordu. 

Hoper ve Barpu buzulları öylesine erimişti ki yerleşim yerleri ve bin bir emekle yapılan sulama kanalları susuz kalmıştı. Onları dağ yamaçlarında terk edilmiş hâlde görebiliyordunuz: kuru tepeler gibi yumuşak kahverengiye bürünmüş evler. 

“Çocukluğumda burada tarlalar ve ağaçlar vardı,” demişti, 60 yaşındaki eski ordu mensubu Niat Ali. Ve artık kullanılmayan yerleşim yerlerinin bir listesini saymıştı: Şişkin, Hapa Kun, Hamdar, Barpu Giram.

Eriyen buzullar ayrıca daha acil bir tehlike de yaratıyordu. Bazen erime suları taşlardan oluşan bir moloz ya da buz yığını ardında birikebiliyor ve bu da patlayıp “buzul gölü taşkını” adı verilen bir olaya neden oluyordu. 2018 yılında İşkuman Vadisi’nde yaşanan bir taşkın Bad Svat ve Bilhanz köylerini sular altında bırakmıştı. Nayab Han, “sular koca koca kayaları beraberinde taşırken” toprağın sarsıldığını hissetmişti. “Kayalar birbirine vuruyordu. Bu 12 gün sürdü.” Taşkının getirdiği birikintiler İmmit Nehri’ni tıkayarak Han’ın evini ve yanı sıra 41 yapıyı daha yerle bir eden 6 metre derinliğinde yeni bir göl oluşturmuştu. 

İklim değişikliği Kuzey Pakistan’daki yedi milyon insanın bu tür sel tehlikeleri silsilesi altında kalmasına neden oldu. Pasu köyünün yakınlarındaki üç buzula, “üç ejderha diyoruz,” demişti elma yetiştiricisi ve öğretmen Eşref Han. “Onların ağızlarında yaşıyoruz.” Ejderhalardan biri 2008 yılında “normalde her şeyin kaskatı donmuş hâlde olduğu” kış aylarında bir buzul taşkınına neden oldu. Geçtiğimiz ağustos ayında yazın açığa çıkan erime suyu “bir oteli, Pakistan Ordusu’nun istihbarat bürosuna ait ofislerden birini ve bir meyve bahçesini alıp götürdü.”

PAKİSTAN
Kuzey dağlarında bulunan, molozla kararmış Şisper Buzulu 2018’de borulara ve diğer altyapıya akın etti. Bu akış, erimenin hızlanmasıyla tetiklenmiş olabilir.

Pasu’da yaşayan köylüler de kuzeydeki diğer herkes gibi hava koşullarının değiştiğini görebiliyordu. Yazlar artık o kadar sıcak geçiyordu ki insanlar yaşamlarında ilk kez merkezden vantilatörler sipariş eder olmuştu.

Kuzey Pakistan’da tanıştığım insanlar arasında, buzulların erimesine neyin neden olduğunu bilen ya da dünyanın geri kalanını suçlayanların sayısının bu kadar az olması beni şaşkına çevirmişti. Güneye inildiğinde, büyük kentlerde bir tür adaletsizlik duygusu belirginleşiyordu. Gelişmekte olan, yaklaşık 230 milyon nüfuslu Pakistan kişi başına düşen sera gazı salımı konusunda 192 ülke arasında 144. sıradaydı. Pakistan’ın iklim değişikliği bakanı Malik Emin Aslam bana şu şekilde açıklamıştı: “Olanlar bizim yüzümüzden değil, ama asıl yükü biz omuzluyoruz.”

1947 yılında bağımsızlık ilan edildiğinde ve eski Britanya sömürgesinin bölünmesi sonucunda Hindistan ile Pakistan oluştuğunda, her iki ülke de İndus’tan istediğinden daha az pay aldı. Kuzeyde bulunan uzun, batıya doğru akan kol, eski saltanat idaresi Cemmu ve Keşmir’de bulunuyordu ve iki yeni ülke de ona sahip olmak istiyordu. Keşmir’i bölen sınır bugün hâlâ gergin bir tartışma konusu.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Temmuz sayısında okuyabilirsiniz.

Popüler Makaleler

Gösteri Bitti

Türkiye'de uzun yıllar esaret altında tutulan iki gösteri yunusu doğaya salındı. Sıra dünya genelinde eğlence için tutsak edilen binlerce yunusta. Deniz memelileri uzmanı Seattle’lı...

Temizlik Hastası Hayvanlar

Yolu temizleyen çıngıraklıyılandan, yavrusunun “kirli bezlerini” atan kuşlara ve kullandıkları aletleri bir köşeye koyan kargalara kadar doğa düzenli hayvanlarla dolu. Çocuklar, iyi dinleyin. Çıngıraklıyılan...

‘Çölün Gelini’nin Hikâyesi

IŞİD tarafından ele geçirilince bir kez daha gündeme gelen Palmyra, döneminin en güçlü ve zengin kentlerinden biriydi. Ta ki en güçlü müşterisine başkaldırana kadar....